Ahmet Kaya Şarkıları İndir Ahmet Kaya Hayatı Ahmet Kaya Fan Club

Cem-i Cümle

Ergenekon’u baltalamak, görmezden gelmek, çeşitli kesimlerin başka başka gerekçelerle yaptığı bir iş. Bu kesimlerden, bunu niçin yaptığı en kolay anlaşılacak (ve bu çerçevede “hak verilecek”) olanı, “Ergenekoncular”la aynı değerleri paylaşan ve onlar gibi düşünenler. Bunların bir kısmı, “mainstream” medyada yazıyor (Eruygur’un bürosundan çıktığı söylenen belgede “tasfiye olan gazeteciler” başlığı altında bir kısmını bulabilirsiniz, ama daha çok var). Çünkü bu faşist veya en azından faşizan düşünce biçimi, Türkiye’de, oldum olası, mainstream’dir.

Bir kısmının derdi daha “kişisel” denebilir. AKP’yle kavgaya girmiş, şimdi onun herhangi bir girişiminden kazançlı çıkmasını istemiyor. Kapanacak mı, yıkılacak mı, bir an önce defolsun gitsin, yoksa bizim işler bozulacak.

Bir kısım, “irticadan sahiden korkan” sayabiliriz (bunlar epey kalabalık). “İrtica” gelmesin de, patrisyen-patriyarkal-militer yönetim gelsin (alışığız nasıl olsa). Hattâ belki pleb-Ülkücü-Bozkurtçu faşizm gelsin (zaten son günlerde çok da olgun davranıyorlar). Bu kesimin de, “razı” olduklarına bakılınca, “demokrasi”yle sahici bir ilişkilerinin olduğuna inanması güç.

Sonra, dün yazdığım bir “sol” çeşidi var, CHP’nin bir kısmı da dahil. Bu solun beslendiği fikrî bahçe zaten Kemalizm’in uzağında değil. Bunu daha sık sık kurcalayacağız. Şimdi orada, epey öne çıkan bir “birbirlerini yesinler” tavır alışı oluştu. Dün bunun, 1990 öncesi dünyadan bugünkü dünyaya gelememekle yakın bağlantısı üstünde durmuştum. Şimdi bir başka cepheden bakayım.

Birçoklarının şöyle akıl yürüttüğünü tahmin ediyorum: “Ergenekon tasfiye oldu! AKP ‘raund’ kazanmış gibi oldu! Ne çıkar? Bunlar Türkiye’yi sosyalizme yaklaştırır mı? Devrime yaklaştırır mı? Hayır. Hattâ uzaklaştırır. Öyleyse, bana ne!”

Evet, açıkça söyleyelim: Ergenekon’un tasfiyesi, Türkiye’yi otomatikman sosyalizme yaklaştırmaz. Bununla varılacak yerin “reel” çerçevesi, olağan burjuva rejimidir. Bizden daha önce yola çıkmış Batı ülkelerinde olduğu gibi, normal kapitalizm. Normal, formel burjuva demokrasisi. Bunun sonucunda bu ülkede insanların İspanya’daki, Danimarka’daki, Hollanda’daki gibi yaşamaya başlamaları. Sabah kapı çalınınca orada sütçü olduğunu bilmekle kalmadığınız, sabah aldığınız gazetede filan yere bomba atıldığı, filancanın otomobilinin bombayla uçurulduğu, bir papazın, bir misyonerin veya Hrant Dink’in boğazlandığı haberini okumayacağınız güveniyle yaşadığınız bir yer olacak burası.

Bunların böyle olması, bu ülkenin, zar değiştiren yılan gibi “sorunlar gömleği”ni çıkarıp atacağı, günlük güneşlik bir atmosfere kavuşacağı anlamına gelmiyor. Bir kere eski sorunlarımız, yumuşasa da, sürüyor olacak. TSK’nın “formel burjuva demokrasisi”nin sınır ve kurallarıyla ne ölçüde uyuşacağı hâlâ belli değil. Başta Ermeni sorusu, kuruluş aşamamızda kendimize yarattığımız yüklerle nasıl başa çıkacağımız hâlâ çok belli değil.

Halen olan, ama “Ergenekon”, “Kapatma” gibi arkaik bir zihniyetin tezahürleriyle uğraşmaktan, üzerine düşünmek bir yana, görmeye vakit bulamadığımız sorunlar: çevre kirlenmesi, eğitim düzeyinin düşüklüğü. Daha onlarca sorun.

Ve tabii belki daha hiç uç vermemiş, ama hayat ilerledikçe ortaya çıkacak olan, “yeni dünya”ya özgü bir yığın sorun.

“Devrim” dediğiniz o şey, inanılmaz derecede olağandışı koşullar oluşmadıkça, Türkiye’de olmaz. Burada şu konjonktürde iki ihtimal, iki yön var: liberal demokrasiye açılmak ya da pleb/patrisyen bir faşizm koalisyonunun sultasına girmek.

“Devrim” zaten beklenmez. Önemli olan, sosyalistlerin, koşulların önlerine çıkardığı her türlü sorunla mücadeleyi üstlenecek esnek ve çok-yanlı hareket yeteneğine sahip olmalarıdır.

Ama Türkiye’de birçok “solcu” var ki onlar da gençliklerinde hayal ettikleri devrimin olmayacağını görüyorlar; ama “olmayan devrim”in “devrimcisi” olma payesini de elden bırakmak istemiyorlar.

Murat Belge
20 Temmuz 2008 / Taraf gazetesi

 
Spacer

 




=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=